|
|
|
|
|
|
 |
|
 |
Editör'den
Ofisteki bütün ekip arkadaşlarımla minik bir aile haline gelmiş olmaktan, birçok maddi-manevi paylaşım yaşamaktan çok memnunum.
Geçen hafta bir arkadaşımla telefonda konuşurken, dergiyi matbaaya yolladığımız günlerde (ki en az 5-6 gün) ofisten saat 22:00 ile 24:00 arasında çıktığımı söyleyince kısa bir sessizlik oldu. Ardından hani neredeyse "Ya seni bu hayattan kurtarayım" tonunda, adeta korumacı bir tavırla "E arada sırada seni oradan kaçırayım, yemeğe filan gidelim bari" dedi. Yemek teklifine hayır dediğim zannedilmesin ama bunun üzerine beni bir düşüncedir aldı: Peki ben bu tempodan bunalmalı mıyım? Bunalıyor muyum? Hayır! Ofisteki bütün ekip arkadaşlarımla minik (ve bolca tartışan tabii ki) bir aile haline gelmiş olmaktan, kredi kartlarımızı birbirimizin elinde alışverişe yollayacak kadar birçok maddi-manevi paylaşım yaşamaktan ve artık tamamen ortak bir dil kullanıyor olmaktan çok memnunum. Tabii bu kadar yoğun ve stres içinde çalışmak pek de iyi bir şey değil; Adrenal Yorgunluğu konumuzda (s. 276) bu tür bir hayatın yan etkilerini okuyabilirsiniz. Sonuçta hedeflere ulaşmak için bir parça stres mutlaka gerekse de, fazlası bayağı bir hasta ediyor (uzmanlar diyor!). Başarıya Ulaşmanın Yolları başlığını taşıyan yazımızda da (s. 300), başarı için izleyeceğiniz daha az stresli yolları bulabilirsiniz. Bu ay benim için başarı, mecburen gerçekleştireceğim Hindistan seyahatini sağ salim atlatmak olacak. Ne de olsa betonu seven bir şehir çocuğu olarak, Hindistan'ın malum şartlarında nasıl bir ruh haline bürüneceğimi kendim bile kestiremiyorum. Tarihi yerler, spiritüel öğretiler, etnik yemekler, mecburen kullanılacak SPF'li ürünler derken beni biraz zorlayan bir gezi olacağı kesin. Detaylar gelecek aya, başarılı ve az stresli bir Mart diliyorum.
|
|
 |
|
|
|
 |
|
|