|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
 |
Şanslı mısınız?
Son zamanlarda şans ve şanssızlık faktörüne kafa yormayı iş edindim. Sonunda anladım ki hayatımızı bu kadar çok etkileyen şans, aslında bir tılsımdan ibaret. Bu tılsımı yapmayı bilenlere şanslı, bilmeyenlere şanssız deniyor. Yoksa hiçbiri durduk yerde gönderilmiyor kimseye.
Şansı ve şanssızlığı adeta bir sihirbaz olan düşünce sistemimizle davet ettiğimizden hiç kuşkum yok artık. Araştırmalar, bu konuda yazılan bir sürü kitap bir yana; deneyerek, gözleyerek ve çokça da hissederek vardım ben bu kanıya. Düşüncelerimiz, ah o düşüncelerimiz... Davranışlarımızı ve hatta duygularımızı düşüncelerimiz yönlendirmiyor mu zaten? Peki, siz şanslı bir insan mısınız, yoksa şanssızlardan mı? Şanslıysanız ne mutlu size, demek ki sihir yapmayı biliyorsunuz. Yok, eğer diğer gruptansanız yine ne mutlu size ki bu sihir işini öğrenip kazananlar kulübüne geçebilirsiniz... Ayrıca hemen söylemeliyim ki hiç kimse kendisini şanslı sayan biri kadar şanslı olamaz. En önemlisi diğer insanların düşünceleri değil, bizim kendimizle ilgili ne hissettiğimiz. Kendisini daima "talihsiz" bulan bir insan, gerçekten de talihsizdir. Hem böyle düşünerek kendisine yaşattığı yeryüzü cehennemi yüzünden hem de yaydığı negatif dalgalarla olumsuzlukları sahiden de çektiği için... O halde öncelikle şanslı olduğumuza kabul etmemiz gerekiyor. Her şey kötü giderken bile bu yapılabilir mi? Evet, yapabiliriz. Çünkü en kötü olayların ardında bile bize zaman içinde şans getirecek bir şeyler olduğuna yürekten inanabiliriz. Daha doğrusu bunu hissedebiliriz. Şansızlıktan doğacak şans beklentimizin gerçek olmayacağını kim kanıtlayabilir? Hayattan beklentimizi için için oynadığımız bir oyun haline getirirsek bunun kimseye bir zararı dokunmaz ama gerçek mucizeler yaratabilir. Bu arada haydi itiraf edeyim, ben hep böyle yapıyorum. Başıma ne gelirse gelsin, hayra yoruyorum, hayır beklentisine giriyorum ve sonra da kendi mucizelerimin tadını çıkarıp, şükrediyorum. Şimdi yazının tam da bu yerinde benden mucizelerimden bir "demet" sunmamı bekliyorsunuz biliyorum ama herkesin mucizesi kendine. Naçizane sizlere de kendi yaşadıklarınızı paylaşmaktan, özellikle de ispat çabasına girmekten kaçınmanızı öneriyorum. Çünkü başkalarının yorumları moralinizi bozabilir, bu da yarattığınız tılsımı bir anda olumsuza çevirebilir.
Fırsatları Kaçırmayın Bu arada şanslı ve şanssız insanları gözlemlerseniz düşünce sistemleri arasındaki farkı hemen fark edersiniz. Geçmişe takılı kalanların, mütemadiyen eli şakağında hayatını düşünenlerin kapısını çalmıyor şans. Geçmişe "geçti gitti" gözüyle bakıp, özellikle de üzücü olayların üzerinde durmamayı alışkanlık haline getirirseniz eğer, her şeyin olumluya dönmeye başladığını görebilirsiniz. Üstünde durmamak, zaten cesaretinizi de arttıracak ve girişimlerinizin sonuçlarından korkmadan hareket edebileceksiniz. Şanslı insanlar cesurdurlar ve pes etmezler. Birkaç iş görüşmesi kötü giden sadece şanssızlar değil. Bu şanslıların da başına geliyor ama onlar buna ölesiye üzülüp ideallerinden vazgeçmiyorlar. Kendisini iyiye layık görüp, fırsatlara kapısını açık tutanları arıyor şans. Fırsatlarsa moralimizin düşük anlarında gelmiyorlar bize. O halde diyorum ki, ne yapıp edip her zaman kendimizi iyi hissetmeye çalışmalıyız. Kendini iyi hissetme enerjisi kadar şans açıcı bir faktörün olmadığına inanıyorum. Son olarak iştah açıcı şurup misali, bir şans açıcı daha tavsiye etmek istiyorum. O da meditasyon. Meditasyonda bütün şalterleri indirip stresten, gereksiz düşünce ve korkulardan arınıyorsunuz. Özetle kendinizi iyi hissediyorsunuz ve talihin aradığı da bu pozitif ruh halinden başka bir şey değil. Haydi şimdi içinizi ferah tutun, şansınız açılsın! Şans açma oyunu gerçekten çok zevkli, eminim siz de tıpkı benim gibi bu sihirli oyunun tiryakisi olacaksınız. Yalnız hatırlatmak istiyorum, bu tek kişilik bir oyun. Oyunun kuralları belli ama size gönderilen veya yanlış oynadığınızda sizden alınan jokerleri bir siz biliyorsunuz, bir de evren...
|
|
| |
|
|