|
|
|
|
 |
|
 |
|
|
 |
 |
Aşk Korkusu Cinsiyet Dinler mi?
Geçen gün arkadaşımla konuşurken, "Erkekler neden aşktan korkar'' diye bana bir soru sordu. Soran elbette ki kadın; bir erkek asla böyle bir soruyu aklına bile getirmez! Cevabım çok netti: "Aşk korkusunun cinsiyetle alakalı olduğuna inanmıyorum.''
Çevrenizdeki her erkek mutlaka bir kere aşık olmuştur (eğer çok toy değilse) ve aşktan ağzı yandığı için de meşki üfleyerek yaşıyordur. Hatta daha derine inersek; bu erkekleri üç ana kategoriye de toplayabiliyoruz: 1- Başına gelmedik kalmadığı için dayaktan kaçar gibi kaçanlar; 2- Etrafındaki herkes ayrılmış, boşanmış olduğu için peşinen kaçanlar ki buna kaçmak denmez esasında çünkü hiç denemezler; 3- Keyfi yerinde olduğu için rahatını bozmayanlar. Bu sınıflandırmayı Türk kadınları için yapamamamızın ana sebebi, anne figürünün kızına "hayattaki en hakiki mürşit evlenmektir'' fikrini empoze etmesinden kaynaklanıyor. O yüzden Türkiye'deki en yaygın meslek ev hanımlığı değil mi zaten? "Aşk=evlilik'', "iş ciddiye bindi Nusret, derhal ailemle tanış'' gibi yaklaşımlar erkekleri bozuyor açıkçası. Bir de tam tersini düşünün; son derece modern bir kadınsınız ve bir erkek gelip size benzer şeyler söylüyor. Eminim tonlarca para verdiğiniz çantanızı bile almadan oradan kaçarsınız! Dolayısıyla önce aşkı kafamızda oturtmak gerekiyor aslında. Bizim aşk diye tanımladığımız acaba sorumluluk olabilir mi? Serge Gainsburg ile Jane Birkin'in yaşadığı gibi şiddetli bir aşktan gerçekten korkmalı mı? Bir düşünün, "ruhunuzdaki boşluk'' diye tanımlanabilecek ve esasında asla tanımlanamayan o hissi kim tatmin etmek istemez ki? Ama bunun için istemediğiniz kişilerle istemediğiniz zamanlarda vakit geçirmek zorunda olmak, toplumsal baskılar ve daha bir sürü bildiğimiz tatsız olayları çekmek durumunda kalıyorsanız, erkek veya kadın olun hiç fark etmez, tabanı yanık yerliler gibi olay yerinden uzaklaşırsınız... Bundandır ki, aşk korkusu olarak bilinen kaçış artık günümüzde kadınlarda da sıkça görülüyor. Kadın yıllar içinde ekonomik ve cinsel bağımsızlığını kazandıkça esasında düşünce yapısının erkeklerden çok da farklı olmadığını keşfetti. Şu kesin ki, insan zoru görünce, baskı altında kalınca, özgür hissetmedikçe kaçar; kaçamazsa bir yerden patlak verir. "Çevremdeki herkes aşktan kaçıyor, kimseyi bulamıyorum'' cümlesini siz de çok sık kullanıyorsanız, ister kadın olun, ister erkek iğneyi önce kendinize batırmanızı öneririm. Acaba, daha "merhaba'' derken, bu işin adını koyalım gibi bir enerji mi veriyorsunuz? Yoksa, bir önceki sevgiliniz ''kötü çocuk/kız'' olduğu için bir daha aynı şeyleri yaşamak istemediğinizden yeteri kadar içten mi gözükmüyorsunuz? Çünkü bilet almayana piyango çıkmaz misali, esasında denemeden aşktan korkup korkmadığını bilemezsiniz karşı tarafın. Sözün özü şu; erkek veya kadın fark etmiyor, gün geçtikçe sorumluluklardan ve zorunluluklardan kaçıyoruz. Etrafımızdaki opsiyonlar arttıkça ve hafif hafif de yaşlandıkça kaçmak daha da kolayımıza geliyor. Bir yandan zorunluluklardan kaçarken diğer yandan da ruhumuzu besleyecek hayali bir aşk arıyoruz. Aşkı bulmak için önce kaçmayı bırakmamız gerektiğini anlayabildiğimiz gün aşk korkusu diye bir şey kalmayacak. Belki de aşka bile gerek kalmayacak. Ne de olsa esasında aşk diye bir şey yok, bunu hepimiz biliyoruz, değil mi? twitter.com/komsunuzmehmet
|
|
| |
|
|